DBBD Blog, blog için yazdığı ilk yerli ve milli seyahatini gururla sunar! Pek hoş geldiniz sevgili herkes. Bugün memlekete bir torpil geçiyor ve sizlere Hasan Boğuldu, Sarıkız Türbesi ve Kaz Dağlarını anlatıyoruz. Henüz yeni tanıştığımız kişiler için Damla ve Selin, Balıkesir’de tanışan ve aileleri hala Balıkesir’de yaşayan bir ikili. Her ne kadar biz Balıkesir’de yaşamasak dahi çok sık gidiyoruz, belki bir gün buluşuruz bile kim bilir.
Bu rehber biraz da sitem yazısı olacak sanırım. Çünkü bu yazıda anlatacağımız yerler ve aslında memleket tam bir cennet ama biz insanlar gerçekten rezaletiz. Özellikle Kaz Dağları çevresindeki maden aramaları nedeni ile delik deşik edilmiş vaziyette, mangal yapan ve güya gezmeye gelen insanların çöpleri ile dolmuş inanın kahrolduk. Bu nedenle lütfen ve lütfen bu güzel yerlere kendimize nasıl bakıyorsak öyle bakalım ki ileride çocuklarımız ve torunlarımızla olmadı kedimiz köpeğimiz ile gelmeye devam edebilelim.
Not: Resimler iPhone 12 ve Xiomi 10 Lite ile çekilmiştir.

Kaz Dağları Nedir? Nerelerdedir? Nasıl Gidilir?
Öncelikle biraz Kaz Dağlarından bahsedelim. Aşağıda gezdiğimiz yerleri ve çevresini daha detaylı anlatacağız, lütfen sabırlı olalım 😊 Eski adı İda Dağı olan Kaz Dağları, bir kısmı Balıkesir bir kısmı Çanakkale’ye bağlı olan ve içerisinde onlarca endemik bitki türleri ile yabani hayvana yuva olan bir cennet. Elbette Kaz Dağları tek bir dağdan oluşmuyor, burası bir dağlar bütünü. Dağın batısında Dede Dağı, ortada esas Kaz Dağı ve üç tepesi (kuzeyde Babadağ, ortada Karataş tepe, güneyde Sarıkız tepesi) doğusunda Eybek Dağı, kuzey doğuda Gürgen Dağı ve Kocakatran Dağı’ndan var. Kaz Dağı Wikipedia Sayfası Bu dağların bir kısmı sivil olarak bireysel ve tur ziyaretine kapalı, bir kısmında ise kamp yaparak vakit geçirmeniz ve konaklamanız mümkün. Yani askeri personeller sizi çevirmeden nerelere gidebileceğinizi bu konuda uzman birilerine sormanız iyi olacaktır.
Biz Kaz Dağlarına günü birlik bir ziyaret gerçekleştirdik ve toplam 12 saat gibi bir sürede önemli olduğunu düşündüğümüz alanları gezme fırsatımız oldu. Rota başlangıcımız ise Burhaniye/Pelitköy’dü (yazlıkçılık kazanacak). Buradan başlayarak önce Orjan sonra Zeytinli Köyü üzerinden ilk durağımız olan Hasan Boğuldu Şelalesine, sonrasında Sarıkız Tepesine (Türbesine) ve son olarak Kaz Dağları Milli Parkına ulaştık. Günü birlik her seyahat gibi bu seyahatte erken başlayan ve kahvaltıyı geçiştirmemiz gereken bir seyahat oldu. Amaaa bu demek değil ki size kahvaltı edebileceğiniz yerler önermeyeceğiz. Unutmayın biz buralıyız! Bu nedenle tüm bu öneriler bir bilenden yani buralıdan geliyor.
Günübirlik Kaz Dağları Gezisinde Kahvaltı Ve Yolluklar
Eveeet.. Bu nokta gerçekten kritik. Keza Kaz Dağlarında eğer siz götürmemişseniz yiyecek lokma bulamayacaksınız. Bu nedenle kahvaltının kuvvetli yapılması mühim. E peki nerede? Bizin favorimiz ve açık ara önerimiz, Akçay Zeytinli’de yer alan Karadeniz Fırını ya da yeni adı ile Dörtel Fırın. Bu fırın samimi fikrimiz odur ki, bölgenin en iyisi (Beksan Fırın bize küsmesin orayı da severiz), her şey inanılmaz taze ve lezzetli. Zaten önündeki sıradan ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Buradan hem kendinize hemen yemelik bir şeyler hem de mutlaka bakın mutlaka yolluk alın. Çünkü farklı bir alternatifiniz olmayacak. Dilerseniz oturma yeri var, biz olsak burada oturmayız hem yol uzun hem daha tatlı bir önerimiz var. O da yine Zeytinli’de yer alan çay bahçelerinde simitler bizden çaylar mekandan şeklinde kahvaltımızı yapmak. E malum zeyin ve zeytinyağının memleketindesiniz. Çay bahçesinin yanındaki zeytincilerden ufak tabağa biraz zeytin biraz peynir satın alarak kahvaltınıza katık edebilirsiniz. Kahvaltılar bitti ise yolluklar hazırsa toparlanıııın. Yolumuz uzun, haydi Hasan Boğuldu Şelalesine!!


Not: Biz tüm seyahatimizi kılavuz ile yani rehber ile yaptık, hem kendimiz en doğrusunu öğrenelim, hem de sizlere en doğrusunu anlatalım diye. Sponsorlu değiliz, kendisini bulduk, ücretini ödedik. Pazarlık vs de yapmadık, emeğin ve bilginin ücretini ona sahip olan belirler diye düşünüyoruz. Ama çok memnun kaldığımız için size de söylemek istedik. Kimdir bu kızlar, belki bize de lazım olur derseniz işte o site burası: Kaz Dağları Milli Park Alan Kılavuzu
Hasan Boğuldu Şelalesi ve Hikayesi
Zeytinli Köyü’nden tabelaları takip ettiğinizde Hasan Boğuldu Şelalesine varacaksınız. Burada hem şelaleyi görebilecek hem de köylü pazarını gezebileceksiniz. Başlamadan yine önemli bir uyarıda bulunalım, tüm WC ihtiyaçları Hasan Boğuldu Şelalesine yakın tesislerde giderilmelidir, Kaz Dağlarında herhangi bir tesis bulunmuyor.
Hasan Boğuldu’nun hikayesini internette çokça göreceksiniz. Ama tekrar söyleyelim. Biz buralıyız, buranın hikayesi zaten hem bizim hem Anadolu’nun hikayesi, gelin bir de biz rehberimizden öğrendiğimiz hali ile anlatalım. Hem hikâyeyi anlatalım hem de bu yörenin yaşayışına ilişkin sizlere elimizden geldiğince bilgi verelim.
Hasan Boğuldu hikayesi aslında bölgenin kültürünün bir hikayesidir. Aslında geçmişte gelenek veya töre adına ne derseniz her erkeğin girişmek zorunda olduğu zor imtihanların hikayesi. Peki bu hikaye nerden çıkmış derseniz ise Mustafa Kemal Atatürk ve Sabahattin Ali’den. Şaşırdınız biliyoruz ama lütfen okumaya devam edin. Atatürk bölgeyi ziyaret etmeye karar verdiğinde kendisine buranın hikayeleri ve efsanelerinin anlatılması gerekiyor. Antik Yunan ve Helen dönemine ilişkin mitolojik hikayeler ve efsaneler zaten bölgede oldukça fazla. Bu sözlü mitolojik hikayeler ve efsanelerin, hem dönemin geleneğine uygun hale getirilerek “bizim” olacak şekilde değiştirilmesi için Sabahattin Ali ve Mustafa Sütüven gibi kişilerden yararlanılıyor. Kişiler bunları kültüre uygun hale getirerek sözlü şekilde nesilden nesile aktarıyor.
Neyse çok uzattık haydi başlayalım. Bu yörede her kadın, obasına veya mahallesine götürmek üzere evleneceği erkeğin güçlü ve kuvvetli olmasını ister ya hikayemizin baş kahramanları Hasan ve Emine’nin hikayesi de işte buna benziyor. Hasan, babası rahmetli olmuş Zeytinli Köyünde oturan bir delikanlı, Emine ise çobanlık yapan bir obaya mensup dağlarda yaşayan bir kız. Hasan ovalarda Emine ise dağlarda yaşıyor. Emine, dağda hayvanlarından elde ettikleri peynir ve tereyağı gibi ürünlerini dağdan aşağı indirerek Edremit pazarında satıyor. Bunların yanı sıra hikâyenin adeta esas olayı olan ve peynir yapımında kullanılan tuzu da yine aynı şekilde pazardan satın alarak tüm dağı çıkarak obasına getiriyor. Bizim Emine işte bu kadar kuvvetli bir kız. Bu pazarda Emine ile Hasan karşılaşıyor, önce sevda sonra kara sevda oluyor ve bizim bu ikili evlenmek istiyorlar. Evlenmek istediklerini öğrenen Emine’nin babası ise kızını kendilerinden olmayan birine vermek istemediklerinden ya da dönem onu gerektirdiğinden Hasan’ı zorlu imtihanlara sokuyor. Çünkü obada yaşayabilecek kadar güçlü olmadığına inanıyor. Bizim Hasan’ın sonu olacak ve hikayede bahsedilen imtihan ise, Emine’nin her defasında pazardan alıp dağa obaya kadar taşıdığı 40 okka yani 60 kilo tuzu, dinlenmeden ve yardım istemeden taşımak. Terazinin bir köşesinde Emine olunca, Hasan tamam yaparım dediği gibi tuzu sırtlamaya başlıyor ve bizim Hasan Boğuldu göledinin olduğu yere kadar geliyor. Ee Hasan’ın pili bir yerde bitiyor, sıcaktan tuz sırtını yakıyor ve olduğu yere yıkılıyor. Emine’den yardım istemesine rağmen, evlenme şartı bu olduğundan Hasan’a yardım etmiyor. Tuzu sırtladığı gibi obaya tek başına çıkıp Hasan’ı ne hikmetse olduğu yerde bırakıyor. Obaya döndükten sonra aklı başına gelen ve ben ne diye bu adamı perişan vaziyette gölette bıraktım diyen Emine, obasındakilerle birlikte Hasan’ı aramaya gidiyor ama Hasan ortada yok. Bir süre sonra Hasan’ın gömleğini derenin bir kenarında bulan Emine resmen kahrından kendine kıyıyor ve intihar ediyor. İşte hikaye bu kadar hazinli.
Ama biz size şimdi bir hikaye daha anlatacağız. Bu ise daha da eskilerden, taaaa Yunan Tanrılarına kadar uzanan dönemden. Bakalım iki hikaye arasında benzerlik kurabilecek misiniz? Bir mitolojik efsane vardır, bilirsiniz. Paris ve üç tanrıçanın en güzel kim olmak için yarıştığı, Truva savaşlarını çıkartan güzellik yarışması hikayesi. İşte o yarış burada Kaz Dağlarında gerçekleşiyor ama bizim hikayemiz Paris daha sadece bir çobanken geçiyor. Sürülerini otlatırken Oynone adlı bir peri kızı Paris’e aşık oluyor. Paris de onu sevmiş herhalde ki birlikte yaşıyorlar. Sonrasında malum hikaye: üç tanrıça arasında düzenlenen ilk güzellik yarışmasında, aşk tanrıçası Afrodit’i kayırıp onu evren güzeli seçiyor, Afrodit Yunanistanlı Helena’yı bizimkine yamıyor. İşte Pâris aşkın tetiklediği nice serüvenlerin ve de savaşların hengâmesinde, güzel karısı Oynone’den vazgeçiyor. Savaşta bedenine saplanan zehirli okun acıları içinde kıvranırken aklına elbette karısı geliyor. Karısından yardım istese de kendisine haklı olarak kızgın olan Oynone kendisine yardım etmiyor ve Paris, zehirli oktan dolayı ölüp gidiyor. Sonrasında kocasının ölümü ve yardım etmediği için suçluluk duyan Oynone kahrından ölüp gidiyor.
Hikayeler ne kadar benziyor değil mi? Eee adı üzerinde hikaye.. Hadi biz seyahatimize devam edelim. Yolumuz engebeli ama bir o kadar da güzel. Şimdi sıra Sarıkız Türbesi’nde. Burada ne hikayeler sizi bekliyor siz düşünün 😊



Sarıkız Türbesi ve Sarıkız Hikayesi
Hasan Boğuldu Şelalesi’nden çıktıktan sonra, araba ile 15 dakikalık bir yolculuktan sonra Kaz Dağları Milli Parkı’na ulaşacaksınız. Milli Park’tan aşağıda bahsedeceğiz ama Sarıkız Türbesi’ne kadar sizi 25 km’lik dik bir araba yolculuğunun beklediğini söyleyelim. Kolay değil tam 1726 m yukarıya çıkıyoruz. Arada dinlenip, mola verip, resim çekilip ve yüksekliğe kendimizi alıştırıp devam ediyoruz. Bir süre sonra telefonlar çekmeyecek onu da önceden belirtmiş olalım.
Dağa ve türbeye ne tür bir araçla gelirseniz gelin, türbenin dibine araba ile gelebilmenize imkan yok. Çünkü yol gerçekten çok kötü, taşlı ve patika. Taşlar çok sivri olduğundan çok sık tekeri patlayan araba ile karşılaştık hemen uyarımızı yapmış olalım. Bu nedenle tepeye yürüyerek çıkmanız gerekecek. Bu da çocuk arabası ile gelmek isteyen ya da çocuğunu kucağında taşımak isteyen kişiler için çok zor bir yolculuk demek. Aynı zamanda engelli ziyaretçiler için herhangi bir olanak yok, bunu da üzülerek belirtmiş olalım.
Bu hikayede, Anadolu’da da birçok örneği olduğu gibi bir inanç hikayesi, yüreğiniz ve gönlünüz nasıl isterse hikayeyi öyle alın lütfen. Bilirsiniz Anadolu’da hikayelerde anlatılan ermişler, evliyalar hep erkektir. Ama bizim kızımız Anadolu literatüründeki az kadın evliya örneklerinden biri. Kendisi Ayvacık köylerinden birinde fakir bir çoban kızı olarak dünyaya geliyor. Karısı da ölünce bizim çoban kızını aldığı gibi Güre’nin köylerine geliyor ve Kavurmacılar Obasında yaşamaya başlıyorlar. Bizim kız büyümeye başlayınca, meşgale edinsin diye mi bilinmez, kendisine dağa da ismini verecek olan 15-20 adet kaz veriliyor ve kızımız bir süre sonra hakikaten bir kaz çobanı oluyor. Bildiğimiz şu ki kız inanılmaz güzel oluyor ve herkesin dikkatini çekiyor. Herkes kendisi ile evlenmek isterken, hazır olmadığından mı yoksa patriarkanın bir numaralı eşlikçisi evlilik kurumuna karşı olduğundan mı yoksa gönlünde bir yiğit olduğundan mı bilinmez hiçbir teklifi kabul etmiyor. Teklifler kabul edilmeyince oba halkı kız hakkında dedikodular çıkartıyor ve babasına “halletmesi” için baskı yapıyorlar. Bu baskılara dayanamayan baba, kızı ve kazları da alarak sorunun “hallolması” ya da kendi başının çaresine bakıp yaşaması için kızı Kaz Dağlarının tepesine bırakıp köyüne geri dönüyor. Köyü terk ederken tüm obanın kıza yumurta attığı ve bu nedenle üstünün sapsarı olduğu, bu nedenle sarı kız dendiği ya da sarışın olması nedeni ile sarıkız dendiği gibi türlü söylentiler var. Yazılı bir hikaye olmadığından kesin bir bilgimiz yok, siz hangisini beğenirseniz sağda solda o versiyonunu anlatırsınız 😊 Neyse bir süre sonra baba pişman olduğundan mı yoksa yarım kalan işini halletmek istemesinden mi bilinmez kızının yanına dağa gidiyor ve Sarıkız’dan abdest alması için su istiyor. Sarıkız ibriği tuttuğu gibi aşağıdan suyu almış ve babasına uzatmış, babası nereden buldun demeden ağzına aldığı suyun tuzlu olduğunu anlamış ve oracıkta bayılmış. Sarıkız dağın zirvesinden uzandığı gibi denizden ibriğini doldurmuş ve böylece kızımızın evliyalığı görülmüş. Öldüğünde ise, kendisine bir türbe yapılmış. Şimdi ise söylenti, buradan bir dilek taşı alıp dilek tuttuğunuzda, yeteri kadar iyi kalpli iseniz dileğinizin gerçek olacağı şeklinde. Ama dileğiniz yerine geldikten sonra bu taşı yine aldığınınız yere getirmeliymişsiniz, yoksa bir daha iç huzuru bulamazmışsınız. Biz gelemeyiz korkusundan taş maş almadık 😊 Hikayenin onlarca versiyonu var, bu bir tanesiydi. Doğrusu yanlışı bilinmez ama son bir not eklemeden bu kısmı sonlandırmayalım.
Sarıkız ve türbesinin olduğu yer hem Türkmenler, hem Aleviler hem Sünniler için kıymetli. 25 Ağustos’ta 10 gün boyunca hem Aleviler hem Türkmenler hem de Sünniler çadırlarını getirerek bu alanlarda konaklıyorlar. Türkmenler ve Aleviler kendi ibadetlerini gerçekleştiriyorlar, hayırlar ve yemekler veriyorlar. Kültür, gelenek, hoşgörü, yan yana farklı şeylerden ruhsal olarak beslenmek çok güzel, umarım bu gelenek hep devam eder.


Kaz Dağları
Kaz Dağlarının elbette bugünkü ismi bu, öncesinde İda Dağı olarak anılıyordu. Helen uygarlığında “ida”, “ideon” “düşünce ülkesi” anlamına geliyor. Neden bu isim derseniz, bu dönemde burada üniversite ayarında olan örneği Assos’taki Felsefe Okulu gibi olan ve Zeus adına yapılmış ruhban okulları bulunuyor. Akdeniz’in o dönemde etrafındaki 6-7 ülkenin aristokrat ailelerin oğulları burada felsefe, din ve tarih öğrenerek kendi ülkelerini yönetmek için geri dönerlermiş. İda, aynı zamanda Zeus’un Yunanistan’da doğduğu yerin de adı.
Biraz bitkilerden bahsedelim. Buralar malum zeytinin memleketi. Bizim rehberimizin söylediğine göre; Kaz Dağı eteklerinde 300 metre yüksekliğe kadar yaklaşık 7 milyon zeytin ağacı bulunuyormuş. 300 metreden 800 metreye kadar ise kızıl çam (red pine) denen bir ağaç türü yetişiyor. Bu ağacın kerestesinin pek kıymetli olmadığı ve yanma ısısı çok düşük olduğundan yangının en çok bu ağaçların bulunduğu alanda çıkıyormuş. Ancak 800 metreden sonra zirveye kadar kalem gibi dümdüz olan kara çam (black pine) ağacı yer alıyormuş. Reçinesi, kendi kırılan dallarına ve hayvanların kesiklerine iyi geldiği gibi, çam sakızı hali ise bizlerin mide yaralarına birebirmiş. Amaaa özellikle Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmeye çalışırken bu ağaçları gemilere direk olarak, ok olarak kullanılmak üzere kesildiğini de söylemiş olalım. 1600 metreden sonra ise ağaç olmadığından Alpin Çayırları sizi karşılıyor.
Not: Kaz Dağları etrafında çok sayıda çeşme göreceksiniz. Rehberimiz buradaki bütün çeşmelerin suyundan içilebileceğini söyledi, bizde bol bol içtik. Şişelerinizi yanınızda getirmek isterseniz doldurma imkanınız da var.
Kaz Dağları, 1993 yılında Milli Park ilan edildiğinde, bölgede avcılık yapan 20 kişiyi Bakanlık eğitimden geçirerek bu kişileri alan kılavuzu yapıyor, 2020 yılına kadar bu alana ister özel aracınız ile isterseniz turla gelin bu kılavuzları rehber olarak yanınızda dağa götürmek zorundaydınız. Dikkat ederseniz Kaz Dağlarında pek yangın çıkmaz, endemik bitkiler çalınmaz. Bunu bu kılavuz ve rehber kişilere borçluyuz çünkü gerçekten inanılmaz iyi koruyor ve kolluyorlar. Sizin de bu konuya özel bir ilginiz yoksa ve genel izleyici iseniz, bir bilenle gitmenin tadı bambaşka, o kadar detaylı ve güzel anlatıyorlar ki hayran kalırsınız. Bu kılavuzlar sadece size değil, tarih bilimcilere, bitki bilimcilere ve diğer uzmanlara da destek oluyorlar., kamp yapmaya yardımcı oluyorlar. Ancak geçen sene bu zorunluluk kalktı. Biz bu hayatta her şeyin politik olduğuna inanan bir ikili olarak bu kararın da politik olduğuna eminiz ama ispatlayamıyoruz. Geçen seneden bu yana Kaz Dağının hem ön hem arkasında altın aranması için madenler açıldı, tepeden maden alanlarını görebiliyorsunuz, korunma seviyesinin bu kadar düşürülmesi ve bu madenler insanı gerçekten çok üzüyor. Bu kararın ve madenlerin gözden geçirilmesi en büyük dileğimiz. Bu arada kılavuz ve rehber almadan kamp yapmaya gelen ve kaybolan kişilerin haberleri de geçen seneden bu yana arttı, bu nedenle kesinlikle rehber almanızı öneririz.
Kaz Dağları onlarca endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor demiştik, kameramızın gözünden bakmak isterseniz biraz paylaşalım.





Umarım yazımızı beğenmişsinizdir, sorunuz ve görüşleriniz olursa bizimle paylaşırsanız çok mutlu oluruz.
Son fotoğraf (Çam ağacı) çok profesyonelce çekilmiş.
BeğenBeğen